22/11/2009

Saraybosna

Saraybosna Gezi Fotoğraflarımız :

http://picasaweb.google.com/basaranbora1/Saraybosna#
 

Civil civil, capcanli bir sehir. avrupali ama dogulu. bizim gibi, bize cok yakin. insanlar guluyor, egleniyor, yiyor, iciyor. sokakta yuruyen hemen hemen her insanin cok aci bir savasi bizzat yasadigini dusundugunuzde, uzerinden 15 sene gecmesine ragmen her adim basi kursun deliklerine, viran olmus binalara rastladiginizda Saraybosnanin canliligi daha da anlam kazaniyor. binalari yiksa da savas diyorsunuz, bu insanlarin yasam sevincini yikamamis. guzelim camiler,kiliseler ve sinagoglar yanyana duruyor, uzerlerinde kursun delikleriyle. "bir" olmak, hayata sarilmak en guzel bosnada anlam buluyor. iste bu yuzden, belki yarali bir sehir saraybosna ama asla kuskun degil... cunku her seye ragmen sapasaglam, her seye ragmen cok guzel.

 

yaşadıklarından sonra başını yere eğmemiş gururlu insanların güzel şehri sarajevo.
başcarşıda dolaşmak, sonra eski tıramvaylarla şehrin diğer ucuna ılıca ya gitmek, gittiğin heryerde mutevazı, sıcak insanları gormek, hava güzelse şehri cevreleyen ağaclarla kaplı tepelere cıkmak, acıktığın zaman cevapdzınıca larda cevapi ve plejkavica yemek, akşam olunca illa ki suho meso , kuru et, ile bira ama ille de sarajevsko piva icmek gerekir sarajevo da.

 

Ağlatan şehir. düşünün ki bursa'nın dört tarafında uludağ var, bu dağların ortasındaki yemyeşil ovada yaşıyorsunuz. sonra bir mevsim boyunca bir ordu dağlara tepelere siperler kazıyor. sorduğunuzda "tatbikat" diyor. sonra bir sabah devlet başkanınız esir alınıyor. şehrinizin her tarafında barikatlar kurulmuş ve o dağlardan evlerinize bomba yağıyor. silahsız ve dağınık şekilde başladığınız bu kuşatmaya 4 sene dayanıyorsunuz. saraybosna işte bu trajedinin şehri.

daha şehre havaalanından girerken delik deşik binaları görüyorsunuz. bir binaya bu kadar kurşun nasıl atılır inanamıyorsunuz. insanlar hala içinde yaşıyorlar bu binaların. top mermileri isabet edenler onarılmış, kimse uçaksavar mermisi deliklerine şimdilik aldırış etmiyor.

şehrin içi güzel, sıcak, en merkezi yeri zaten bursa'nın küçük bir kopyası. hemen kanınız ısınıyor. başçarşı diyorlar çarşısına. içinde köfteciler, börekçiler, digitürk'lü kahveler. hemen yanı başında avusturya macaristan imparatorluğu tarafından inşa edilen bir çarşı daha, orada da zaman donmuş.

Çok özledigim, özleyecegim, dagların arasında ve sislerin altında, yorgun, hüzünlü, muhtesem sehir.

İnsanları güzel, saygılı, temiz ... ben çok sevdim saraybosna'yı. inşallah bir daha giderim diyorum.

22/11/2009

Mostar

 

Mostar Mostar köprüsünün bulunduğu "eski türk şehri" dışındaki kısımlarda hala savaşın izlerini taşıyan binalar görebileceğiniz bosna-hersek şehri. buram buram osmanlı kokan tarihi yerleri dışında; köprüden biraz uzağa yürüdüğünüzde karşınıza çıkan türk mutfağı yemekleri pişiren restoranları, osmanlı motifleriyle süslenmiş eşyalar satan hediyelik eşya dükkanları, bosna'da bir çok şubesi olan "türk ziraat bankası" ve bölgedeki tek ülke konsolosluğu "türkiye cumhuriyeti konsolosluğu" ile bu kent size kendinizi evinizde hissettirmektedir.

hırvatların şehrin silüetini değiştirip ele geçirmeye çalıştıkları ama tüm yırtınmalara rağmen osmanlı kalabilmiş güzel insanlarla dolu şehir. şehre gölgesini veren dağın tepesinde dev demenin küçük bıraktığı bir haç ve şehrin hırvat tarafında olan ama her yerden görülebilen dev bir kilise kulesi var. ama turistler bununla ilgilenmiyor. çünkü coğrafyanın kitlendiği yer mimar sinan'ın öğrencisi hayrettin'in yaptığı köprü ve çevresindeki osmanlı mimarisini yansıtan cami, kule ve evler... oradaydım, hüzün, coşku, özlem, bureg, cevapcic köftesinin kokusu birbirine girmişti. ve ortasındaki müslüman mezarlığında herkesin doğum yılı farklı ama ölüm yılı aynıydı: 1993.insanlığın iyi ve kötü yüzünü görmek için mostar'a gitmek gerek...

 

 

Sehrin musluman tarafi camileri, evleri ve köprüsüyle cok hos bir osmanli sehri... mostara gidenler sehrin 20 km kadar disindaki bilagay tekkesini ziyaret etmeyi unutmasinlar. sarp kayaliklarin dibinden cikan dere büyüklügündeki suyun hemen kenarina klasik osmanli mimarisi tarzinda insaa edilmis hos ahsap bir tekke.

7/11/2009

TRAVNİK



Osmanli döneminde alti mahalli müftülükten bir tanesinin yer aldigi, 151 yil boyunca sancak merkezligi yapan ve osmanli tarihinde vezirler sehri diye anilan, avrupanin istanbulu kabul edilen, 1463'de fatih sultan mehmed'in ve ordusunun konakladigi, kalesi, medresesi ve renkli camii ile tarihi güzelliklerin sehri. bosna hersek'te, ala turka zamani gösteren tek günes saati travnik haci alibey camiindedir. sehirde osmanli döneminden kalma on dört tane cami vardir. ayrica nobel ödüllü sirp yazar ivo andric bu sehirde dogmustur. plava vodanin kenarindaki lutvo'nun kahvehanesi bir dönem sanatcilarinin ve entellektüellerinin ugrak yeri olmustur. ivo andric'te bu isimlerden bir tanesidir. yöresel peyniri, suyu ve essiz yesilligiyle harika bir sehirdir.

Plava voda'nin kenarinda kahve siparis ettiginizde, ozel hazirlanmis bir tabldot tepsisinde cezvede gelen turk kahvenizi, kendi servisinizi yaptiginiz bos fincaninizda yudumlayip, bir dilim baklavanin ve tek dal drina sigarasinin tadina caglayan suyun esliginde buyuk bir huzur ve keyif icinde varabileceginiz guzel mekani barindiran tarihi sehir. Ister balık ister çevapi yiyin yada başka bir şey,her ne olursa olsun o küçük şehir gibi yemekleride çok güzel, kalesi ,camileri most ve diğer nehir,dereleri ile doğa ve tarih dolu bir şehir.

Osmanlı dönemi boyunca vezirlerin başkenti olmuş olan yemyeşil bir şehir travnik. o tarih kitaplarında gördüğümüz osmanlı resimlerinin gerçek halini görebilirsiniz. ayrıca nobel ödüllü sırp yazar ivo andriç'in doğduğu yerdir, evi müze olarak ziyarete açıktır.

 

6/11/2009

DUBROVNIK




Avrupanın Gelini
avrupa entelektüellerinin* yazın bir araya gelerek yaz boyunca dersler verdiği iuc (inter-university centre) bu şehirdedir.

insanın hayatı boyunca kendisine yapabileceği en büyük iyiliklerden biri mart - haziran ya da eylül ayında bu şehiri görmek, tarih'in ne menem bir mefhum olduğunu hissetmek için birebirdir. gece yarısı tek başına eski şehirde dolaşmak uyanıkken rüya görmek gibidir...

ilginç bir akvaryum'a sahip, osmanlı'nın içerisindeki bir ada, doğal bir kale, afeti-aman güzellik.avrupanin en guzel eski sehirlerinden birine sahip oldugunu dusundugum muhtesem yer. her yil temmuzda yapilan ve 1 ay suren dubrovnik festivali de gorulmeye deger zamanlardan biridir.Unesco koruması altındaki tarihi şehir... ayrıca, bernard shaw tarafından da "dünyada cenneti görmeyi hayal edenler, mutlaka dubrovnik'e gelmeli" şeklinde tanımlanmıştır....

ömrümün en güzel sayfalarından üçünü yazdığım saraybosna günlüğü'mde soluğumu kesen saraybosna'nın üzerine enfes bir tatlı gibi gelen, ömrü hayatımda gördüğüm en güzel yerlerden biridir  bu şehir. kimbilir belki buradan güzelleri de vardır ama benim kıstasım kendi gezip gördüklerim tabi. bir şehir bu kadar mı güzel bu kadar mı temiz, bu kadar mı özgün, bu kadar mı hayat dolu olabilir. kalkan gibi dik yamaçlara yaslamış sırtını, tepeleri çorak, eteklere doğru başlıyor yeşillikler, kıyıya doğru o yeşilliklerin içine serpiştirilmiş güpgüzel taş evler, panjurlu... palmiyeler boy vermiş sıra sıra. bu daha asıl şehrin çevresi. surlarla çevrili tarihi kente girdiğinizde bir masal şehrine girmiş gibi oluyorsunuz. yüksek surların gölgesinde büyük bir ana yol karşılıyor sizi birden bire. iki yanı bir örnek taş yapılar, kiliseler, güzel evler, dükkanlar, kafeler. öyle dükkanların tabelaları filan yok yerler yeni yıkanmış gibi pırıl pırıl parlıyor ama bu pırıl pırıllık yepyenilikten değil, aksine, bir o kadar eski bu kent. pırıl pırıl bir tarih üzerinde yürüyorsunuz. herhangi bir dar sokağa dalıp kentin arka sokaklarında yürüyorsunuz, her yer aynı özende, aynı düzende. yine de birbirinin aynı gibi değil, her sokakta bir sürpriz bekliyor sizi. evler evler evler, kiliseler kiliseler kiliseler. merdivenli sokaklar, merdivensiz sokaklar, kafeler kafeler kafeler. rüya gibi her şey

sokakları, adaları, doğası ,kızları, evleriyle insani büyüleyen şehir. 3 gece kaldığım sure icinde mümkün olduğunca cok gezmeye calıştım. cevresindeki elaphite adaları ve en cok merak ettiğim mljet adasını gormek gercekten güzeldi. nisanın son haftası olması dolayısıyla yüzmek icin pek musait olmadığı soylenmişti ama biraz alkol biraz deniz ozlemi yetti adriyatikin soguk sularına dalmak icin.
old town da şehir duvarlarında yürüyüş olmazsa olmazlardan biri. yaklaşık doksan dakika suren bu yürüyüşte fotoğraf cekme arzusu en üst seviyeye cıkar bünyede.
yazın cok kalabalık olduğu soyleniyor şehrin.
hırvatistanın en güneyinde yer aldığı icin ulkenin diğer güzellikleri olan krka, korcula ve en ünlü ulusal park olan plitvice ye biraz uzakta. ancak dubrovnik-split arasındaki yolun gormeye değer olduğu soyleniyor.

Rakuza devletinden yadigar, sırpların savas zamanı eski tarihi merkezine bomba yagdırıldıgı ama bugun gidip görüldüğünde dimdik ayakta duran, hem tarihiyle hem de denizi ve koylarıyla özel bi sehir. hırvatistan sahil şeridinde gezip akdenize aşina bi türk için fazla bi özelliği olmadığına kanaat getirmişken hvar'ı ve özellikle de dubrovnik'i gördükten sonra bu fikrimden vazgectim.

Dubrovnikliker bi ölcüde türklere sempati beslemekte, çünkü tarihte osmanlılarla iyi gecinerek bagimsizlıklarını koruyabilmiş, ticaret yollari amerika'ya yönelmeden evvel önemli bir ticaret limanına sahiplik ederek zenginleşmişler. bununla da kalmayıp refahın ve italyayla olan yakın ilişkilerin sonucunda dönemin en başarılı italyan mimarlarını kiralayıp sehirlerini gösterişli eserlerlele donatmayı başarmışlar. şimdi ki halkı da sağolsun üzerine titremiş veeee tarihin, denizin ve güneşin buluştuğu güzel bir turistik belde çıkıvermiş günyüzüne.

fantastik bir sehir. biz bir kahramanlik yaptik ve zagreb’ten kiraladigimiz araba ile ogleden sonra yola cikip gece yarisi ancak ulasabildik. yollardaki calismadan daha sinir bozucu sey ne kadar yol alirsaniz alin kalan kilometre tabelalarda 110 – 120 arasinda degisiyor ve isin kotu yani zaman zaman bu sayi artiyor.

hayatlarinin uzunca bir donemini diger milletlerin otoritesi altinda gecirmisler. 7. ve 12. yuzyilar arasinda bizanslilarin himayesindelermis. bu donemde ozellikle 12. yuzyilda burasi onemli bir ticaret merkezli olmus. 12. yuzyilda venediklilerin kontrolune giren ulke 13. yuzyilda hirvat – macar kralliginin kontrolune girdi. 15. yuzyilda yeniden el degistiren ulke 16. yuzyilda osmanlilarin himayesine girmis. 19. yuzyil baslarinda napolyon eksik kalmamis ve o da burayi isgal etmis. ama fazla elinde tutmamis ve 1815’te avusturya’ya devretmis. 1918’e kadar bu sekilde kalmis.

hayatlarin boyunca cesitli milletlerin himayesi altina girmis ama hep rahat birakilmis olmalarinin sebebi ulkenin ticareti iyi yapmasi ve karsiliginda bu devletlere iyi vergi verebiliyor olmasiydi.

old town denen tamamen kale duvarlari icinde kalan bolumde gorulecek cok sey var. kale kapisindan sehre girdiginizde sizi onofrio cesmesi karsilar. 1438’de yapilan bu cesme 1667 depreminde buyuk hasar gormus. bu cesmeden akan su 12 kilometrden geliyormus. st. saviour kilisesi 1528’de tamamlanmis ve 1667 depreminde kurtulan birkac binadan biri. ayrica avrupa’nin ikinci en eski sinagogu buradadir. yapildiginda sirasiyla gumruk binasi, darphane, hazine binasi, banka olarak kullanilan sponza sarayi su anda arsiv binasi olarak kullaniliyor. burada tarih meraklilarini heyecanlandiracak yaklasik bin yillik yazismalar bulunmakta. bu binayi ilk once gotik tarzda yapmaya baslanmis fakat ikinci kata cikana kadar ronesans baslamis ve ikinci kat ronesans etkisinde kalip bu sekilde tamamlanmis.
tabi ki sehrin ici kadar sehri cevreleyen duvarlarin uzerinde yurumeden olmaz. 2 kilometre uzunlugunda ve 25 metre yuksekligindeki duvarin genisligi kara tarafinda 6 metre iken deniz tarafinda 2-3 metre genisligindedir.

eger bu sehri bir de yukaridan gormek isterseniz dar yollardan cikarak sehrin arkasindaki dagin tepesinde gordugunuz hacin oraya cikip manzaraya hayran olabilirsiniz. gunes batarken ve gunes battiktan sonra sehir isiklari altinda burayi gormenizi tavsiye ederim. burada bir bina daha var. kale olarak kullanilmasinin yaninda daha sonra hapishane olarak kullanilmis. icinde 1991 savasinda kullanilan haritalar, askeri kiyafetler, bomba ve fuzeler, askerlerin ozel esyalari, gunlukleri ve sirplarin saldirilari sirasinda cekilmis video goruntuleri de var

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı